VEDA Hayat ve ölüm... Bunların ikisi de güzeldir. Fakat esas ve ebedi olan ölümdür. Öteki bir rüya kadar geçici ve aldatıcıdır. Büyük ve esrarlı kainatın sinesinde yatmak... İşte bizim nasibimiz de budur. Bu nasibimizi almadan önceki kısa rüya aleminde kendimizi ölüm kadar ebedi bir fikre vermek ve o fikir uğrunda harcamak gibi yüksek bir ülküye kaptırmaktan şerefli ne olabilir? Bu ölüm bizi gayemize, Tanrı Dağında bekliyen ecdat ruhlarına ve bizzat Tanrıya kavuşturacak şanlı ve güzel bir ölümdür. Bu ölümün güzelliği ile içki ve şehvet içindeki hayatın çirkinliğini düşünmek hakikatı anlamaya da yardım edecektir.. Ülkü yolunda ölenlerin, ebedi karanlık içinde
kaybolurken hafızalarda bir ışık gibi parlamaları güzel, fakat hafızalardan ve gönüllerden
de uzakta bulunarak karanlıkla bir olmaları ondan daha güzeldir. Yaşamak hakkından vazgeçmek ne kadar güzel, hatırlanmadan,
gönüllerden silinerek, unutularak yaşamak ondan da ne kadar güzeldir. Her fedakarlık
muhteşemdir. Fakat eserine imza koymamak, ülkü uğrunda ad bırakmadan silinmek herşeyden
daha muhteşemdir. Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve
başka her düşünceyi geride bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle,
fakat bir an durmadan Moskofa karşı Köprüköy taarruzunu yapan Türk alayı gibi ülküye
doğru ilerleyiniz. Bu ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an
kaybetmeyiniz. Onları mukadderata, tarihin şeref yaprağına ve Tanrıya bırakarak yürümekte
devam ediniz ve en büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını
beklemeyiniz. (Orkun, 68.sayı, 18 Ocak 1952)
|