| SAVUNMA -3- Hakkindaki iddia ve itham ne olursa olsun, henüz sakin durumunda bulunan, hepsi tahsil terbiye görmüs münevver insanlari dövmeye, sövmeye, tahkiri alismis, alistirilmis bir genc, merhamet ve mertlik basta gelmek üzere her türlü milli ve insani kiymetten uzaklastirilmis demektir. Bugün milliyetçilerin basina ve sirtina inen coplar, suratlarinda patlayan yumruklar, yarin bilesiniz ki, devletin temellerine sallanan balyozlar, dinamitler olacaktir! Herkes bu vebalden kaçinmasini, çekinmesini ve korkmasini ihtar ederim. Bugünün bir de yarini vardir. Vaziyet vahimdi. Bu vahim vaziyete ordu ihtilal yapmak suretiyle tepki gösterdi. Ama ihtilalin ilan edilmis bir takvimi yoktu, olmazdi. Kimsenin cepinde ordu nasil olsa gelecek diye bir garanti belgesi mevcut degildi. Biz vatanseverce, medeni ve kanuni ölçüler içinde komünizm ve bölücülüge karsi mücadele ettik. Hayir mücadele etmeyecektiniz!´´diye varsa açikça söylesin. Ama sonra da Türk milletinin yüzüne nasil bakacagini dügünsün. Benim verilmeyecek hesabim yoktur. Komünizmi, bölücülügü önlemek için ihtilal yapan Silahli Kuvvetlerimizin bir kisim savci ve hakimleri, ülkede antikomünizmin en suurlu, en mukavim münevver blokunu, Marksistkafa ve kalemlerin eseri bir iddianame ile yargilaniyorlar. Íhtilal, Atatürk ve Türk milliyetçiligi temaslari etrafinda kendini takdime çalisirken; üniformali savcilar heyeti; varoldugu günden itibaren en basit kültür etkinliklerinden siyasi görüntülerine, 2. Mesrutiyet´te kurulmus derneklerinden MHP´ye kadar bütünüyle Türk milliyetçiligini sanik sandalyesine oturtuyorlar. Kenan Evren´in ``onlar´´dedigi komünistler gelip de MHP hakkinda bir iddianame tanzim etseler, bundan farkli olmazdi. Millet olan bitenden haberdardir, bu bakimdan yararlanmistir. Milli ´´vicdan incitilmistir. Buna kimsenin hakki olmamasi gerekirdi. Bir tarafdan ekran ve mikrofonda bir asker´´ müdahelenin mesruhiyet mesnedi olarak bizim teshis, tesbit ve fikirlerimiz tekrarlanirken, bir taraftan da biz burada ``Niçin milliyetçi oldugunuz´´mantigi içerisinde yargilaniyoruz. Orgeneral Evren: ``Biz gelmesek, onlar geleceklerdi!´´ diyor. Ben de diyorum ki: biz olmasaydik, belki de Türk Silahli Kuvvetleri´nin zaruri, mesru ve kurtarici olabilecek müdahelesi çok geç kalmis olacakdi ve beyler, sizler bugünkü sartlarda, bu rütbe ve üniformalarla bu bayrak altinda bizleri yargilamak imkanini bulamayacaktiniz!´´ Halbuki, milliyetçi fikir yapisi ve ona bagli milli suur ve heyecan tezahürleri, Türk milletinin her türlü emperyalizme karsi direncini temsil etmektedir. Bugünkü ve yarinki nesillerin milli istikameti bakimindan, bu direnç suurundan –mahkumiyet bir yana- ``yargilanmis olmak´´ seklinde bile horlanmasin, yaralanmasi gerekirdi. Bu direnç suur ve inanci tahrip edilirse, her türlü emperyalizmin önündeki setler yikilmis, barajlar açilmis olur. Sinirlardaki Mehmetcigin yabanciideolojik propagandalar sebebiyle milli degerlere olan inanci kaybolursa, vatan müdafaasi yapilamaz. Dünyanin her tarafindan kominizm ve bölücülük, vatana ihanet her zaman yargilanmistir ama, milliyetçiligi bölücülükle itham edip yargilanan milli´´ bir devlet görülmemistir. Haksizi Allah sasirtir. Kötü niyetli ve pesin hükümlü savci, komünist ve bölücü tesekküllerle irtibati, Türk Ordusuna karsi terbiyesizligi ve husumeti, Meclis içinde her türlü terbiye ve edebe aykiri tutum ve sözleriyle meshur CHP Senatörü Niyazi Ünsal´in daha önce mükerreren basina ve bize intikal etmis ve kanunsuzluk delili olan bir mektubunu, bizim hakkimizdaki iddianameye ‘‘ayrica yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açik ve tüyler ürpertici ‘‘ diye tavsif ederek idamimizi istemeye delil olmak üzere koymustur. Bu zat MHP Senatörü zannedilirken mektubu hem kendisi, hem de mensup oldugu parti hakkinda tüyler ürpertici, yorum gerekmeyecek kadar açik bir anarsi ve suç delili oluyor. Peki CHP´li oldukdan sonra ne oluyor ?Ses yok! Veya ne yapilacak bilemem ama, ancak biz mesele yapdikdan sonra belki harekete gecilecek. Belki diyorum, fakat ümitli degilim. Çünkü bu bilgi ve belgeler, arkadaslarimiz tarafindan, ayrica önce mahgemenizle beraber sorumlu ve yetgili diger mercilere sunulmustu; bugüne kadar hiçbir neticesi çikmadi. Sira ``9Isik´´ adindaki kitapimdan alinan pasajlara geldi. Ílk pasaj söyle: ``Türkiye´yi kalkindiracak sisdem ve görüs ancak....Müslüman Türk milleti realitesi göz önünde bulunduran ..... milli bir görüsdür.´´ Aynen alinmasi gereken bir bölümde nokta noktalarin ne isi var? Okuyanin dikkatinden kaçirilmak istenen hangi kelimelerdir? Herhanki bir iktibasta, bazi yerlerin noktalarla geçistirilmesi üç sarttan en az birinin mevcutiyetine baglidir: 1- Çikarilan kelimeler müstehcendir. 2-Çikarilan kelimeler bir devlet sirrini ifsa etmekdedir, açiklamasi yasaktir. 3- Atilan keklimeler metin içinde bir fazlaliktir. Çikarildigi takdirde ifade edilen fikir en ufak bir degisiklige ugramayacak, yanlis anlasilmasina imkan olmayacaktir. Savcilik , bu üç sartin acaba hangisine uymus da bazi kelimeleri çikarmis? Anlamak için kitabima baktim. Çikarilan kelimeler yerlerine kondugu vakit söyle oluyor : `` Tükiye´yi kalkindiracak sistem ve görüs ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, Müslüman Türk milleti realitesini gözönünde bulunduran ve modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden milli bir görüstür.´´ Bu nasil istir? Bir savci, Türkiye´nin belki de en büyük siyasi davasina, böyle bir tahrifata nasil kalkisir?``Türk milletinin özelliklerine uygun´´ve``modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden´´ibareleri alinan bölümden niçin çikarilmislardir? Müstehcen mi idiler, yoksa bir devlet sirrini mi ifsa ediyorlardi? Bu tarz örnekler henüz bitmedi, daha çok var. ``9 Isik´in 511. Sahifesinden alinan pasajda söyle deniyor .... Amansiz bir savas ki, bu savas sürecektir.....Türkiye sinirlari içinde savasimiz amansiz olarak sürdürülecektir. ``Kime karsi ve nasil bir savastan bahsediyorum? Ayrica belirtmedigime ve dürüstlükden zerre kadar nasibi olan bir insan, tereddütleri gideren ve nasil maksadi açiklayan kelimeleri nokta nokta koyarak atamayacagina göre, herhalde düpedüz bir savastan söz ettigim düsünülecektir. Kime karsi verilecegi de belli: Bizden olmayan herkese karsi. Hem de amansizca sürdürülecek. Savcinin vehmindeki MHP ve ülkücü umacisina ne kadar uygun . Simdi ayni bölümü nokta noktalari doldurarak okuyorum: Bu savas sürecekdir. Türk milletini dünyanin tanidigi en korkunç emperyalizmin, Rus emperyalizminin kölesi yapmak gayesini güden kominizme karsi Türkiye sinirlari içinde savasimiz amansiz olarak sürecekdir. Kominizme karsi açilan bir savastan Bay savci, niçin gocunuyor? Bay savci, belki de``metinde bir fazlalik saydim ´´ bahanesine siginmak isteyecektir. Gerçekden öyle mi, bu ibarelerin çikmasi manada hiçbir degisiklik meydana getirmiyor mu? Mana elbette degisiyor, hem de çok degisiyor. Milli özellikleri bile ihmal eden, hele ilim ve teknigin yol göstericiligini aklina getirmeyen bir görüsün fasizmle, tek tarafli sartlandirma ile hiç olmazsa gericilik ve tutuculukla suçlanmasi süphesiz daha kolaydir. Bay savci, yaptiklarinin mahkemede yüzüne vurulacagini elbette hesaba katmistir. Fakat, kurnazliklarin cazibesine kapilmis, zaman kazanmak istemistir. MHP iddianamesi okuyanlar, eger görüslerimizi daha önceleri ögrenmemislerse, böyle bir tahrifati hiç düsünemeyecekleri için, savcinin istegine göre sartlanmislardir . Böylece savci, asil vazifesini unutmus, sahsim, MHP ve milliyetçilik aleyhine düpedüz propakanda yapmistir. Hem de gercekleri kabaca çigneyen, en seviyesiz cinsinden kara bir propakanda. Yine ```Temel Görüsler´´adindaki kitapimdan alinan bir bölüm var: ``Hakkuvvetlinindir ilkesi......hükmünü yürüten tek ilke olmustur. ......Kuvvetli, inanan, hakka aldiris etmeyen bir genel baskan hüviyetine giriyorum. Belki de bay savci, kuvvet üstünlügüne inanmanin fasizmin temel ilkelerinin biri oldugunu ögrenmistir. Alinan bölüm, noktalarla geçistirilen cümleler yerlerine kondugu zaman, söyledir: ``Hak kuvvetindir ilkesi dünyanin var oldugundan beri milletlerarasi münasebetlerde hükmünü yürüten tek ilke olmustur. Ínsan Haklari Beyannamesi ve Birlesmis Milletler Anayasasina ragmen 1971 yili Aralik ayi içerisinde Pakistan`in ugradigi agir taarruzve tecavüzler bunu aci bir sekilde tekrar gözler önüne sermistir. 1968 yilinda Çekoslavakya`nin ve 1956 yilinda Macaristan`in basina gelenler de içinde bulundugumuz kati gerçeklerin canli delilleridir. |